Tan Oral ile röportaj



1937 doğumlu olan Tan Oral, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğitimi almasına rağmen daha ziyade karikatürist olarak tanındı. Çeşitli günlük gazetelerde çizer ve üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1985-1992 arasında Karikatürcüler Derneği başkanlığını yürüttü. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok ödül aldı. Günlük çizgileri halen T24 internet gazetesinde yayınlanmaktadır.

Anasayfaya dönüş

Bilgisayarlarla tanışmanızın nasıl olduğunu ve ilk bilgisayarınızı anlatabilir misiniz?

Tan Oral: Sinclair ZX Spectrum 16 KB, ilk bilgisayarımdı. Evdeki televizyonu ekran olarak, bir kasetçaları da dış bellek olarak kullanıyordu. Seksenli yıllarda BASIC programlamayı gösteren bir kurs açıldı. Orada hayatımda ilk defa bir bilgisayarla tanıştım ve yine oradan bir numaralı BASIC diplomasının sahibi oldum. Gece yarıları, aklıma bir şey takılırdı, şunu nasıl yapabilirim, diye. Yataktan fırlar, sabaha kadar Spectrum’un başında uğraşırdım. Mesela, bir insan başı çizmiştim, ağzını oynatarak “Ankara'nın Taşına Bak ” türküsünü söylüyor, aynı anda türkünün sözleri de harf harf ekranda beliriyordu.

Daha sonra Commodore 64 şaşkınlık içinde masamızdaki yerini aldı. Onun programları içindeydi ve kullanıma hazırdı. Uzun süre çok işimize yaradı. Derken Amiga, vs… Ama Spectrum ilk sevgili gibi, onun gönüllerde bıraktığı iz hiç unutulmadı.

Sizi o yıllarda bir BASIC kursuna gitmeye teşvik eden şey neydi?

O günlerde bilgisayar teknolojisinde, merak uyandıran, şaşırtıcı gelişme söylentileri dolaşıyordu. Bizim bildiğimiz bilgisayarlar, delikli şeritler kullanan oda büyüklüğünde IBM’lerdi. Bunları ve gelişmişleri kullanmak için program bilgisi gereklidir gibi bir önyargımız da var olabilir. Böyle bir kurs duyurusu çok ilgimi çekti. Öğrenmek için zaman kaybetmemek niyetiyle erken davranmak istemiş olmalıyım. Kursun ilk günlerinde BASIC diye ne anlatıldığını anlamak zor gelmişti. Daha sonra Commodore kullanırken de artık program yazmak gerektirmiyordu.

1985 yılında Karikatürcüler Derneği başkanlığına seçildiniz. 1986 martında da Commodore dergisi yayınlanmaya başladı. Teleteknik ile Karikatürcüler Derneği arasındaki işbirliği nasıl kuruldu?

Dernek çalışmalarında en büyük sıkıntı, basına, yabancı çizer dostlara ve üyelerimize gönderilen bültenlerin üzerine tek tek adres yazmaktı. Çok zaman alıyordu ve yakınma konusuydu. Arkadaşımız İskender Savaşır bu sıkıntımızı gördü ve bir çözüm önerdi. Biz çizerler, onun yönettiği Commodore adlı dergi için karikatürler çizecektik, dergi de derneğe bir Commodore 64 verecekti. Öyle de oldu, bültenlerimiz orada kolaylıkla yazıldı, çoğaltıldı ve adres programı ile yapışkanlı etiketlere de adresler tıkır tıkır basılmaya başlandı.

Commodore’un ilk sayılarında sizin yanınızda Turhan Selçuk, Kamil Masaracı, Kemal Gökhan Gürses, Behiç Ak, Mehmet Ulusel ve Bahadır İşler gibi çizerlerin eserleri yer alıyor. Bu isimlerin hepsine Karikatürcüler Derneği aracılığıyla mı ulaşıldı?

Sözünü ettiğiniz çizerlerin hepsi derneğin üyeleriydi, ve bu işe çok hevesle katılmışlardı. Bu yeniliğin heyecanını paylaşarak çizdiler.

Commodore dergisinin üçüncü sayısında, verilen bir C64 seti karşılığında Karikatürcüler Derneği’nin Commodore dergisinin karikatür ve vinyet ihtiyacını bir yıl süre ile karşılamayı taahhüt ettiği yazıyor. Ancak dergiye görsel desteğin daha uzun süre devam ettiğini görüyoruz. Bu ilişki ne kadar sürdü?

Şimdi bunu hatırlamak zor, ama uzun sürmüş olmalı. Çünkü çizimlerin bir dergide yayımlanması çizerler için, ayrıca istenen ve özlenen bir şeydi.

Emin Karaca’nın Cumhuriyet Olayı isimli kitabında1 Cumhuriyet gazetesine katıldığınız ilk yıllarda gazetede grafikerle çalışmanın öneminin henüz anlaşılmamış olduğunu söylemiştiniz. Benzer şekilde Yılmaz Aysan’ın Afişe Çıkmak isimli kitabındaki röportajınızda da2 müşterilerin grafikerlerin işlerine bilgisizce müdahale etmesinden yakınmaktasınız. Ancak Commodore daha ilk sayısından beri grafikerlere teslim edilmiş bir dergi görünümündeydi. Siz en başından beri dergiyle iç içeydiniz. Bunun yönetimin bilinçli olarak aldığı bir karar olduğunu söyleyebilir misiniz?

Sorunuzda andığınız, grafikerlerin yayın dünyasındaki işlevleri ilginç ve eğlenceli olaylarla doludur, bu ayrı konu. Ancak Commodore dergisine ben sadece çizimlerimi verdim, hazırlanışında bulunmadım.

Commodore dergisinin karikatürlü görüntüsünün dergiyi çocuklar için daha sıcak ve çekici bir hale getirmek amacıyla yapıldığını düşünüyorum. Sizler bir bilgisayar dergisinin bu şekilde (biraz da alışılmıştan farklı olarak) sunulmasına nasıl yaklaştınız?

Karikatürün genel olarak, her tür yayında okumayı ve ilgiyi tetikleyen bir işlevi olmuştur ve bu nedenle de her zaman aranmıştır. Commodore'da ise, ayrıca dergi konusunun bir ilk olma özelliği de bu yönelişe heyecan katmış olmalı.

Derginin kapak tasarımları sanırım Emre Senan’ın da çalıştığı Markom A.Ş. tarafından yapılıyordu. Siz de Markom’da çalışıyor muydunuz yoksa serbest miydiniz?

Hayır, ben serbest çizerdim ve gazetede çalışıyor da olsam, bu özelliğimi yaptığım işin bir gereği sayar ve bundan ödün vermezdim.

Commodore kapaklarını başlangıçtan sona kadar çoğunlukla Emre Senan çizdi. Sizin yaptığınız kapak çalışmaları da var mıydı?

Doğrusu hatırlamıyorum, koleksiyona bakmak lazım.

Karikatüristler işlerini yapmak için dergiye mi geliyorlardı, yoksa evlerinden veya ajanslarından mı gönderiyorlardı?

Gazetelere gidilir, orada çalışılırdı. Faks ve sonra bilgisayar gelişimleri çizerleri büyük ölçüde evde çalışmaya yöneltti. Ajans aracılığı ile çalışma ise nedense çizerler arasında pek yaygınlaşmadıydı.

Karikatürcülerin çizim konuları kendilerine önceden bildiriliyor muydu?

Hayır. Bu, çizimin oluşumuna uygun değil. Konular değil de sorunlar hatırlatılmış olabilir.

Tan Oral Commodore 64'te ışıklı kalem kullanıyor. (1986)

Çizdiğiniz şeylerde Teleteknik tarafından bir müdahale oluyor muydu?

Hayır, bu da mümkün değil. Olsa olsa çizim kullanılmayabilir, ama öyle bir şey de hatırlamıyorum, çünkü bu ilişkinin de sonu olurdu.

Commodore'un bir sayısında C64 için Koala Painter, Doodle ve ışıklı kalem incelemesi yapmışsınız3. O yıllarda bunları sürekli olarak kullanıyor muydunuz?

Bu sorunuza da hayır, diyeceğim. Işıklı kalem hayallerin ötesinde bir yenilikti. Denemek ilgi çekiciydi, o paylaşılıyordu. Ama o gün için istenen sonucu getirecek pratiklikte değildi, pek kullanılmadı.

Commodore dergisinde çalışmaya başladıktan sonra Commodore 64 satın aldınız mı?

Yanıtı, sanıyorum evet olmalı.

Commodore 64’ün en sevdiğiniz (ve varsa sevmediğiniz) yanları neydi?

O güne kadar yazılarımı ya elle yada daktiloda ve karbon kağıdı kullanarak kopyalı yazıyordum. Bu iş zahmetli de gelmiyordu. Çünkü başka seçenek bilmiyorduk. Commodore, yapışkan adres etiketleri dışında, çok kolay yazı yazma ve gerektiğinde yazıyı çoğaltma ile onları saklayıp arşivleme olanakları da getirmişti.

Teleteknik’in logosunu kimin yaptığını biliyor musunuz?

Bilmiyorum.

Teleteknik’in düzenlediği Commodore Show’larda yapılan yarışmalı karikatür sergilerinin seçici kurullarında yer aldınız. Bu yarışmalara ilgi ne düzeydeydi? Amatör dergi okurları da katılım gösteriyorlar mıydı?

Evet, yukarıda sözünü ettiğim gibi, olay yeni ve heyecan vericiydi, eli değen herkes bu olayda yer almak istiyordu. Ne var ki, çok iyi bilindiği gibi, teknolojik gelişme hep ikiye katlanarak hızla ilerliyordu. Bütün bu anlattıklarım kısa süreler sonunda yaşamın önce sıradan, sonra nostaljik olayları olup çıkıyordu.

Commodore’un künyesinde 1986’dan 1989 sonbaharına kadar yayın kurulunda yer aldığınızı görüyoruz. Yayın kurulunda nasıl bir çalışma yürüttünüz? Dergiyle ilgili alınan kararlara ne derece müdahale ediyordunuz?

Dergide sadece bir isim olarak yer alıyordum. Bu da verdiğim ve organize ettiğim çizimlerle sınırlıydı. Konuşmalarımızda eleştiri ve önerilerim olmuş olabilir.

1989 sonbaharında yayın kurulundan çıkmanız, Teleteknik ve Commodore ile olan ilişkinizin sona erdiği anlamına mı geliyordu? Eğer öyleyse, bunun o sıralarda Teleteknik genel müdürlüğünün Osman Babaoğlu’ndan Ahmet Bülent Batukan’a geçmesiyle bir ilişkisi var mıydı?

İnanın bunları hatırlamıyorum. Ama bildiğim hiçbir sorun yaşamadığımdır. İlişkinin sonlanması doğal yollardan, kendiliğinden ve karşılıklı teşekkürlerle sorunsuz olmuştur.

Daha çok siyasi tavrıyla öne çıkan bir çizer oldunuz ve siyasi tavırlarıyla öne çıkan gazetelerde çizerlik yaptınız. Geriye dönüp baktığınızda Commodore dergisini hayatınızda nasıl bir yere oturtuyorsunuz?

Düşünce ve ifade dünyasını etkileyen ve bunun giderek artacağı belli olan bir teknik olanakla zamanında tanışmış ve onu kullanmaya başlamış olmak, geriye baktığımda hayatımda önemli bir yere oturuyor. O günlerde çizer dostlar arasında tek durumdaydım. Onların meraklarını zorluyordum ve bundan gizli bir gururlanma payı çıkarıyordum. Gazeteciler arasında da Cumhuriyet İstanbul haber merkezinde Commodore kullanan bildiğim ilk kişi Ufuk Güldemir idi.

Bilgisayarı karikatür çizerken hâlâ aktif olarak kullanıyor musunuz?

Çini mürekkebi ve kâğıt kullanarak çizmeyi seviyor ve sürdürüyorum. Gerektiğinde Pantone keçe uçlu kalemlerle de renklendirirdim. Pahalı kalemlerdi. Bu kalemlerin tükenişi ile bilgisayarlarda Photoshop programının boy göstermesi aynı günlere rast geldi. Şimdi çizimlerimi tarayıp ekranda renklendirebiliyorum. Mail olarak gazete ve dergilerime gönderiyor ve elektronik ortamda arşivleyebiliyorum. Hepsi bu!..

1 Emin Karaca. (1994) Cumhuriyet Olayı. 1'inci baskı. İstanbul: Altın Kitaplar.
2 Yılmaz Aysan. (2013) Afişe Çıkmak 1963-1980: Solun Görsel Serüveni. 2'nci baskı. İstanbul: İletişim Yayınları.
3 Tan Oral. (1986, Kasım). Üç ayrı çizim programı. Commodore, 9, 9-11.

Anasayfaya dönüş


Bu röportaj 29 Aralık 2014 ve 4 Ocak 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Tüm hakkı Deniz Can Çelik'e aittir. Görseller Tan Oral’ın izniyle kullanılmıştır. Tan Oral’a teşekkürlerle…
Yayınlanma tarihi: 4 Ocak 2015
Düzenlenme tarihi: 2 Ağustos 2015